MÜZİKAL FİLM TAVSİYELERİ

3825

Hayatının merkezinde müzik ve dans olan bir insan olarak müzikal film izlemeyi, hissettirdiklerine bayılıyorum. Bazen kendimi karakterlerin yerine koyup dans ediyormuşum gibi hissediyorum.

“Muhteşem Showman” ile başlayalım. Yönetmen Michael Gracey’in 2017’de vizyona giren bir saat kırk dört dakikalık müzikal filmidir. 12 yaşında askerlere atıştırmalık satarak ticarete atılan doğuştan iş adamı P.T. Barnum, 1841 yılında dünyanın daha önce duymadığı bir hayalle yola çıkar; dünyanın en muhteşem gösterisini sunmak. Eşinin de desteğiyle tarihin ilk sirkini kurmak için işe başlayan Barnum, dünyanın farklı yerlerinde, anormallikleri ile yaşamak zorunda kalan kişileri, genç yetenekleri ve azimli girişimcileri toplar. Tarihin ilk sirki, İngiliz hükümdarı Kraliçe Victoria’nın bile izlemeye geldiği bir Avrupa turnesine uzanacak ve dünyanın show dünyası anlayışını kökünden değiştirecektir. Hızlı gelen ünden başı dönen Barnum, amacından sapmaya başlar. Ancak aile olmak kopmamak demektir. İki ailesi de onu terk etmez. Onun sayesinde cesaretlenmişlerdir. Kendisini hiç sevmeyen kayınbabası bile onu kabullenir. Bol danslı, kimi yeri güldürürken kimi yeri hüzne boğan bu filmi izlemelisiniz.

Sihirli bir müzikale ne dersiniz?    “Manhattan’da Sihir” yönetmen  Kevin Lima’nın 2007’de vizyona giren bir saat kırk sekiz dakikalık filmidir. “Tüm klasik Disney hikayeleri içinde bu güne kadar Manhattan’da sihir gibisi olmamıştır. Çünkü hiçbir hikaye sizleri alıp bizimki kadar tuhaf ve korkunç bir diyara götürmemiştir. “ diyor seslendiren. Prenses Giselle cadı yüzünden kendisini New York’ta bulur. Aşkına kavuşmak için ülkesine geri dönmeye çalışır. Ama insanlar ile anlaşamaz. Sonra minik bir kız ve babası Giselle’ e yardım etmeye karar verir.  Bu sırada Prens Edward prensesini kurtarmaya peşinden gelir ve kendisini New York’ta bulur. Acaba Prenses Giselle ve Prens Edward zamanında masala geri dönebilecek mi? İzlerken çok seveceğiniz bir film sizleri bekliyor.

Şimdi çizgi film gibi bir müzikal filmi ile geldim. Çok tatlı bir çizimle “Ölü Gelin”.  Mike Johnson ve Tim Burton’ın yönetmenliğini yaptığı 2005 yapımı, bir saat on yedi dakikalık bir filmdir. Fantastik, aile, animasyon, romantik, müzikal… 1800’lerin sonlarına doğru bir Victorian kasabasında bir adam ve bir kadın Victor Van Dort ile Victoria Everglot nişanlanırlar. Everglotlar’ın paraya ihtiyacı vardır aksi takdirde sokaklarda uyumak üzeredirler. Van Dortlar ise sosyetede adlarının geçmesini seven insanlardır. Yalnız düğün provası esnasında bir şey yanlış gider. Victor, koruluğa girer ve orada bulduğu bir iskeletin parmağındaki yüzüğü kendi parmağına geçirir. O anda da kendisini ölü gelin Emily ile evlenmiş bulur. Öteki tarafta Victoria onu beklerken, Victoria’nın yerini alacak zengin bir başka kişi vardır. Bu durumda ortada iki gelin ve bir damat varken Victor’u hangisinin elde edeceği bir muammadır. Aşırı eğlenceli bir film.

Başka bir çizgi müzikal ile devam edelim. “Kutup Ekspresi” ni izlemiş miydiniz? Hayır diyenler çok şey kaybetmişsiniz. Robert Zemeckis’in yönetmenliğinde 2005 yılında vizyona giren bir saat otuz dokuz dakikalık filmdir. Geçirdiği Noel’ler nedeniyle artık Noel babaya inancı kalmayan küçük bir erkek çocuğu, oldukça tuhaf bir trene atlayarak hiç bilmediği yollara düşer. İnancını sorguladığı için gideceği yere varmak onun için çok da heyecan uyandırıcı değildir. Ancak trenin içi kesinlikle öyle değildir. İçerisinde bir sürü mucizenin yaşandığı bu tren, Noel Baba’nın ikamet ettiği Kuzey Kutbu’na doğru yol almaktadır. Siz Noel Baba’ya inanır mısınız bilemiyorum ama ben inanıyorum. Bu filmle de inşallah gerçek olur dedim çünkü her çocuk mutlu olmayı hak eder.

Son olarak “Şarkını Söyle” den bahsedeyim. Garth Jennings’in yönetmenliğinde 2016 yılında seyirci ile buluşan bir saat kırk sekiz dakikalık filmdir. Tamamen hayvanların yaşadığı bir dünyada geçen “Şarkını Söyle”de, Buster Moon zor dönemler geçiren, bir zamanlar çok başarılı olan bir tiyatrodan sorumlu, kibar ve iyimser bir koaladır. Tiyatroyu her şeyden çok sever ve onu korumak için her şeyi yapabilir. Ancak, zor günler geçiren tiyatronun yavaş yavaş parlaklığını kaybettiği günlerde eski görkemini yeniden kazandırmak için son bir şansı vardır; dünyanın en büyük şarkı yarışmasını yapmak. Yarışmada özellikle beş yarışmacı dikkat çeker: Şarkı söylemesi kadar yumuşak bir şekilde dolandıran fare, çekingen bir ergen fil, büyük bir sahne korkusu olan, 25 domuz yavrusunun peşini toplamaktan yıpranmış, sınırlarını zorlayan bir anne, ailesinin ağır suçlarından kurtulmak isteyen genç bir gangster goril ve küstah erkek arkadaşı bırakıp tek başına kalmak için mücadele veren bir punk-rock kirpi. Bütün hayvanlar, Buster’ın çadırına, bu yarışmayı hayatlarının gidişatını değiştirmek için bir fırsat olduğunu düşünerek gelir. Herkesin içindeki parlak yıldızı ortaya çıkarma hikayesini konu alan film, izlenmeye değer.

Her birini mutlaka izleyin ve bana dönüş yapın. Ben hepsini çok seviyorum ve hala buldukça izliyorum. Tavsiyelere de açığım.

Önceki İçerikHOLLY BOURNE – SEN BENİM DİĞER YARIMSIN
Sonraki İçerikTELEFONDAKİ KULLANIMI BASİT FOTOĞRAF/VİDEO UYGULAMALARI
Adım İrem Gül. Bilgisayar öğretmeniyim. Tam bir başak kızıyım. Hayatı benim açımdan görün istedim ve bu bloğu açtım. Dünya’ya İrem’in penceresinden bakmaya hazır mısın?