Normalde hiç kişisel gelişim kitabı okumazdım. Sonra denemek amaçlı aldım ve okuyunca daha çok okumam gerektiğine karar verdim. Şimdilik sadece bu üçünü okudum. İnşallah daha çok okuyacağım. Gelin bu üç kitabın içine bakalım.
En son okuduğum kitaptan başlamak istiyorum, “Yaşıyorum Demek İçin”. Yazarı Françoise Héritier, Fransız antropolog, etnolog ve kadın hakları savunucusu aktivist. Collège de France’da (1982’den 1998’e kadar Afrika Topluluklarının Karşılaştırmalı Araştırmalar Kurumu Başkanı) olarak çalıştı. Çalışmaları esas ittifaklar teorisi ve ensest yasağı ile ilgili olan Fransız kadın antropolog ve etnolog Françoise Héritier doğum günü olan 15 Kasım 2017’de Paris’te 84 yaşında ölmüştür. Kitabın içerisini çok merak ettim. Dış kapağı çok güzeldi. Hemen başladım ve birkaç sayfa geçince hayal kırıklığım başladı ve maalesef bitirdiğimde de büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Başlangıçta güzel dersler verecek sandım ancak kısa bir olay anlattıktan sonra gerisinin tamamının bir cümle olması hoşuma gitmedi. Hayatta yaşamanıza değer neler olduğunu söylüyor, tek tek.
Diğer bir kitap “Pembe Fili Düşünme” . Yazar Zeynep Selvili Çarmıklı, 1987 yılında İzmir’de doğmuş. Oldukça uzun bir eğitim hayatı olan yazarla ilgili bilgilere https://www.zeynepselvili.com/tr adresinden ulaşabilirsiniz. Bu kitabı açıkçası en çok okunanlar listelerinde gördüğüm için almaya karar vermiştim. Kitabın arkası aldıktan sonra çok hoşuma gitti. Yazar pembe fil yazmak yerine çizimini kullanarak “Pembe fili düşünmemem gerekiyor. Tamam o zaman kocaman, gri bir balina düşünürüm. Pembe fili düşünme. Balinalardı değil mi su püskürten? O kadar zaman nefeslerini mi tutuyorlar, ne yapıyorlar? Pembe fili düşünme. Geçenlerde aldığım kitabı da düşünebilirim. Pembe fili düşünme. Çok heyecanlıyım başlamak için. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünmemem lazım. Acaba kaç defa düşündüm. Pembe fili düşünme. Böyle de düşünmemem lazım galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu. Pembe fili düşünme. Of kaç dakika oldu acaba? Pembe fili düşünme. Dakika tutmayı unuttum galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Acaba telefonum nerede? Kılıfı da pembe! La la la la. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme.” kitabın arkasına bunları yazmış. Kitabı beğendim. İçerisinde, bir konuyu düşünmemek isterken aslında daha çok düşünmemize neden olduğunu anlatıyor.
Son olarak “Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı” kitabına bakalım. Yazar Mark Manson 9 Mart 1984’de dünyaya gelmiştir. Bir girişimci ve blogcudur. Kendisine ait bir internet sitesinde yazarlık yapmaktadır. Boston üniversitesinde Finans bölümünden derece ile mezun olmuştur. Kitabına gelirsek, ben beğendim. Arkasında şu sözlerle tanıtmış yazar kitabını: “Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz. Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez. Yazar çok güzel anlatıyor, bundan dolayı bana yorumlayacak pek bir şey kalmadı.
Ben en çok ‘Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı’ kitabını sevdim hatta önerdiğim, okuması için hediye aldığım kişiler de oldu. Genel olarak okudukça şunları fark ettim ki; herkesin kişisel gelişimi farklı hızda ve şekilde ilerliyor. Bu yüzden size basit gelen bir kitap başkasına iyi ve destekleyici gelebiliyor. Bundan dolayı çok çeşitliler. Hangi kitabın size katkı sağlayacağını sadece okuyarak bilebilirsiniz. Bundan dolayı tavsiyem denemekten, okumaktan vazgeçmeyin. Sizin de mutlaka oku dediğiniz kitap önerilerine açığım.






